HOŞ GELDİNİZ

***
HAYAT;
ÖĞRENME, BİLME ve PAYLAŞMAKTIR.

***
İNSANLIĞA,YARATICI DÜŞÜNCE İLE BİR NEVİ SERVİS YAPMA VE PAYLAŞMA
SANATIDIR.
***

TÜRKİYE CANIM FEDA

Ocak 2009 iin arsiv

Bursa’da zaman

Yazan: admin Tarih: Oca 25th, 2009 | Kategori:: ŞİİR
BURSA'DA ZAMAN
 Bursa'da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarîlerin en ilâhisi.
Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
Nakleder yâdını gelen geçene.
Bu hayâle uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtılarından
Billûr bir âvize Bursa'da zaman.
Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle.
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayâl içinde... Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk..
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Belki de rüyâsı bu cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.


Ahmet Hamdi TANPINAR



			

Türk Tezhip Sanatı Nedir?

Yazan: admin Tarih: Oca 25th, 2009 | Kategori:: BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

 

Altın ile süsleme anlamına gelen tezhip, Farsça bir kelimedir. Ferman, berat ve Kur’an ayetleri gibi değerli evrak ve levhaların yüksek manevi değerini ifade etmek amacıyla gelişen bir sanat dalıdır.
Ancak tezhip sanatının kökeni Uygur Türklerine kadar dayanır. Bay Sungur devrinde Türk ve İran ustalarının eserleri “Herat Ekolü”nü doğurmuştur. Bu Ekol 15. yüzyılın ikinci yarısıyla 17. yüzyılın başlarına kadar sürer. Bu dönemlerde Baba Nakkaş başta olmak üzere, Saray Nakkaşhanesi’nde yetişen pek çok sanatçı Türk Tezhip Sanatı’nın şaheserlerini ortaya çıkarmışlardır.
Özellikle Osmanlı döneminde saray bürokrasisinde yerini alan tezhip sanatı, ferman, berat gibi resmi evrakların süslemesinde de kullanılmaya başlanmış, böylece gelişiminin arkasına Osmanlı Sarayı’nı alarak en parlak devrini yaşamıştır. Kur’an-ı Kerim’in ilk ve son sayfaları (Serlevha ve zahriye), divanlar gibi el yazması kıymetli kitaplar, levhalar, fermanlar, nağmeler ve beratlar gibi çeşitli eserlerin tezhiplenmesi bir gelenek halini almıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Devri (1520-1566) tezhip sanatının en parlak dönemlerindendir. Tezhip çalışmalarında, özellikle zahriye, serlevha, sure başları ve hatime sahifelerinde zengin bir işçilik ön plana çıkar. Altının çokça kullanıldığı bu dönemin karakteristik rengi laciverttir.

 

 

Zahriye sayfalarında dörtgen, altıgen ve sekizgen formlar göze çarpmaktadır. İşçilik artmış, bordür çeşitliliği fazlalaşmış, özellikle tığlar oldukça zengin bir çeşitliliğe ulaşmıştır. Saz yolu üslubunun ortaya çıkışı da bu döneme rastlamaktadır. Bunu Nakkaşhane’de çalışan doğulu nakkaşlara bağlayanlar çoğunluktadır.
Kanuni Sultan Süleyman döneminin ünlü nakkaşları arasında, Şah Kulu ve Kara Memi sayılabilir. 1520-1526 yılları arasında çalışmalar yapan Şah Kulu, Osmanlı sanatında kitap bezemeleri, kumaş, çini ve mücevher gibi alanlara yayılan özgün saz üslubunun yaratıcısıdır. Onun öğrencilerinden olan Kara Memi ise, Osmanlı süsleme sanatının en önemli sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Aslında müzehhib olan Kara Memi, özellikle kitap süslemesinde klasik kuralları esneten ve o güne kadar görülmemiş bir üslubun yaratıcısı olmuştur.
Bu dönemde kullanılan renkler ise altın ve laciverdin uyumu ile birlikte turuncu, yeşil, vişneçürüğü, pembe, sarı, eflatun, siyah ve bu renklerin çeşitli tonlarıdır. Çiçek motiflerinde hemen hemen tüm renklere yer verildiği görülür. Genellikle gül, lale, süsen, nergis, sümbül, hasekiküpesi, zerrin ve kır çiçekleri kullanılmıştır.

 

17. yüzyılda tezhip sanatı, 16. Yüzyılın birikimlerini korumuş ancak üzerine bir şey eklememiştir. Bir anlamda durgunluk dönemi olarak da düşünülebilir. Sadece altın kullanımının biraz arttığı görülür. Osmanlı tezhip sanatı bu dönemden sonra her alanda başlayan Batılılaşma akımları etkisinde bir değişim sürecine girmiştir.
18. yüzyılda III. Ahmed Devri süresince Batılılaşma akımlarının etkisi daha net hissedilmeye başlamıştır. Fransız Rokoko akımı 1721′den sonra Osmanlı sanatlarını etkisi altına almıştır. Neredeyse tüm sanat dallarını etkileyen bu akımdan tezhip de nasibini almıştır. Bu dönemde Avrupa Barok üslubuna Türk sanatının unsurlarının katılmasıyla oldukça zevkli eserler verilmiştir. Bazı sanat öğreticilerimiz bu dönem sanatına “Türk Baroğu” adını vermekte bir sakınca görmemektedirler.
III. Ahmed döneminde başlayan değişim yaygınlaşıp 19. yüzyılın başlarına kadar sürmüştür. Yüzyıl sonuna kadar devam eden süreçle klasik tezhip üslubu oldukça değişmiş ve barok unsurları olan iri çiçekler, buketler, vazo, saksı veya sepet içinde buketler, kurdele ile bağlanmış çiçekler bolca kullanılmıştır.

Ülkemizde, tezhip sanatının öğretildiği ilk eğitim kurumu, 1914′de “Medresetül Hattatin” adı ile açılmıştır. İstanbul’da, Cağaloğlu’nda İran Konsolosluğu binasının arkasındaki yokuşun başında yer alan Sübyan Mektebi binasında eğitime başlayan okulun ilk müdürü hattat Arif Bey’dir. Hat, tezhip, halı, cilt, ebru ve ahar gibi geleneksel sanatların yaşamasını sağlamak üzere kurulan okul, harf devrimine kadar, önce “Medreset-ül Hattatin” sonraki adıyla “Hattat Mektebi” ve sonunda “Şark Tezyini Sanatlar Mektebi” adları altında eğitim vermiştir. 1936 yılında, Osman Hamdi Bey’in kurmuş olduğu “Güzel Sanatlar Akademisi’ne” (Sanayi-i Nefîse Mekteb-iI Âlî’si) bağlanmıştır.

 
Şark Tezyini Sanatlar Mektebi Hocaları; 1933 yılında, Sümerbank Sanayi Dairesi başkanlarından olan Reşat Eğriboz’un teşvikiyle Ankara’da bir sergi açmışlardır. 2 kasım 1933 günü sergiyi gezen Atatürk eserlerden oldukça etkilenerek, bu alanda öğrenci yetiştirilmek üzere gereken düzenlemelerin geliştirilerek yapılması talimatını verir. Okulun “Akademi”ye bağlanması, bu olay üzerine Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın talimatı ile olmuştur.

Bu sırada kadrosunda bulunan öğretim elemanları şunlardır: Yazı Hocası Kamil Akdik (Reis-ül Hattatin), Yazı Hocası İsmail Hakkı Altunbezer (Tuğrakeş), Hakkak İsmail Yümni Sanver, Sedefkar Vasıf Hoca, Müzehhib Bahaeddin Tokatlıoğlu, Mücellid Necmeddin Okyay, Müzehhib Yusuf Çapanoğlu. Bu kadroya Hattat Rakım Unan sonradan katılmıştır. Bu öğretim görevlilerinden oluşan Bölüm Öğretmenler Kurulu, ilk toplantısını Akademi Müdürü Burhan Toprak’ın başkanlığında 20 temmuz1936 tarihinde yapmış ve 1936-1937 öğretim yılı başında eğitime başlanmıştır.

Günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümlerinde tezyini sanatlar eğitimi devam etmektedir.

 


Misket

Yazan: admin Tarih: Oca 18th, 2009 | Kategori:: HİKAYE, KİŞİSEL GELİŞİM

Yaşlı adam, bir konfeksiyon mağazasına ait vitrine uzun uzun baktıktan sonra, ilerideki yeşillikte oynayan çocukların en zayıfına dönerek:

-Küçüüük! Diye seslendi. Bana biraz yardımcı olur musun?

Çocuk, hafta sonlarında yaptıkları misket oyununu ilk defa kazanmış olmasına rağmen arkadaşlarını bırakıp geldi. 7-8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler, “tek kelimeyle” dökülüyordu.

Yaşlı adam, çocuğun saçlarını okşadıktan sonra:

-Vitrindeki elbiseyi giymeni istemiştim, dedi. Bakalım üzerine uyacak mı?

Çocuk, bu teklifi ilk önce şaka sandı. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte mağazaya girerken, ilk önce rüyada olup olmadığını, daha sonrada şimdiye kadar yeni bir elbise giyip giymediğini düşündü. Genellikle ailedeki büyük çocuğa alınan veya komşular tarafından verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe kalır, birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine yamanırdı.

Ama “her zaman hasta” dedikleri babasının ne kadar zor para kazandığını bildiğinden, bu işe bir kere bile itiraz etmemişti. Şimdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı. Üstelik de bayrama üç gün kala.

Çocuk, yaşlı adamın gösterdiği elbiseleri giydiğinde, büyümüş olduğunu ilk defa fark etti. Çizgili kadifeden yapılmış pantolon, bacaklarının ne kadar uzun olduğunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarını iyice geniş göstermişti. Fakat hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık üşümeyecekti. Çocuk, biraz önce kazandığı misketleri onun cebine bıraktığında, iyice keyiflendi. İrili ufaklı misketler, gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı. Demek ki her bir cep, en az elli misket alabilirdi.

Yaşlı adam, çocuğu sağa sola döndürdükten sonra, elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve iş tamamlandığında, tezgâhtara dönerek:

-Elbiseleri torunuma alıyorum, dedi. Kendisine sürpriz yapacağım için, onları bu çocuğun üzerinde denedim. İkisinin de boyu falan aynı da…

Çocuk, bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi.

Ama artık büyüdüğüne göre, bir şey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktıktan sonra, üzerindekileri yavaşça çıkartarak bir kenara fırlattığı eskileri giydi. Adam, elbiselerin torununa uyacağından emindi. Yaptığı hizmet için çocuğa bir ciklet parası vermek istediğinde, onu yanında göremedi. Haylaz velet, belli ki bu isten sıkılmıştı.

Çocuk, arkadaşlarının yanına döndüğünde, bir kenara çekilerek onları seyretmeye koyuldu. Ve bütün ısrarlara rağmen oyuna katılmadı. Arkadaşları :

-Niçin oynamıyorsun? diye sordular. En güzel misketleri sen kazanmıştın.

Çocuk, inci gibi yaşlar süzülen gözlerini arkadaşlarından kaçırmaya çalışırken:

-Misketlerim, bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi, dedi. Bu yüzden onları, bayramlık kabanımın cebine sakladım.

Aslında her yaşta ama farklı şekillerde hep birileri tarafında kandırılıp, sonra da bir kenara fırlatılmadık mı? İşimizde, dostlukta, arkadaşlıkta beklide ailemizde…

Kimin umurunda –bir başkasının- duyguları, hissettikleri veya kandırılması, gözyaşları ya da kalp kırıklıkları…

Bütün bir ömür boyu kalan izler, ne yazık ki külliyen.. hiç kimsenin…

Keşke… keşke… farklı olabilseydi her şey..

Biraz daha insanca, biraz daha hassasça, dürüstçe ve yüreklice…

 


Gözümüz kaç megapiksel?

Yazan: admin Tarih: Oca 18th, 2009 | Kategori:: BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Günlük hayatta “vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 MP” ya da bende bir makine var “12 MP” gibi sözler duyarız ve “vay be, teknoloji nerelere kadar geldi” deriz. Hatta bazen “ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri” dediğimiz bile olur. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve vücudumuzun günümüz teknolojisinin ne kadar ilerisinde olduğunu ortaya koyuyor.

Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinesi değildir. Daha çok bir video silsilesine benzemektedir. Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller. Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır. Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz. Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki foto-alıcıların sayıca fazlalığı sayesinde, bir makinede olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar. Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır.

Yukarıdaki insan gözünün çözünürlüğünü sağlamaya neden olan veriler ışığında, şimdi önce küçük bir örnekle başlayalım: Şimdi önünüzde 90 a 90 derecelik açıda (gözümüzün açıları yani) bir görüntünün olduğunu farz edelim, aynen pencereden dışarıdaki bir manzarayı seyredermiş gibi. Bu durumda piksel sayıları ortalama bir göz için:

90 derece * 60 arc-dakika/derece * 1/0.3 * 90 * 60 * 1/0.3 = 324,000,000 piksel (324 megapiksel) olur.

Gerçekte her an bu kadar çok çözünürlük elde etmiyoruz, ama gözümüz bir manzarada istediğiniz tüm detayları görmenize olanak sağlamak için sürekli istediğiniz detayın etrafında hareket eder. Ama insan gözü, bu açıdan çok daha fazla bir açı görür ki bu da 180 dereceye yakındır. Biraz küçük düşünüp 120 derecelik bir açıyla bakabildiğimizi varsayacak olsak bile:

120 * 120 * 60 * 60 / (0.3 * 0.3) = 576 megapiksel verisini elde ederiz.İnsan gözünün görebileceği gerçek açı değeri şüphesiz ki çok daha fazla çözünürlüğe tekabül eder. Bu yapıdaki (çözünürlükteki) bir veriyi kaydetmek içinse, çok fazla alana kayıt imkânı sağlayabilecek kadar gelişmiş bir kamera olması lazım.

Şimdi teorik bilgiyi bir kenara bırakıp, sözün özünü aktaracak olursak, pencere gibi sınırları olan bir alandan dışarıya baktığınızda gördüğünüz manzara, beyninizde 324 megapiksele eşdeğer olarak yer alıyor. Eğer görüntünüzü engelleyecek bir maniniz yoksa 576 MP.

Böyle bir teknoloji harikası olan gözünüze gözünüz gibi bakın!..


Güzelliğin formülü yaşantınızda gizli….

Yazan: admin Tarih: Oca 17th, 2009 | Kategori:: Güzellik, KADIN

En etkili ilaçları kullanabilir, güzellik reçetelerini hiç aksatmadan uygulayabilirsiniz. Ancak hayatın yüzünüze kattığı ifadeyi hiçbir krem silemez. Mutlu bir beraberlik, sevgi dolu bir yaşam süren kadının yüzündeki ışıltıyı ne bir dermatolog ne de bir estetik cerrah yaratabilir. Yani aslında güzelliğin formülü yaşantınızda gizli….

Yıldızların doktoru Howard Murad ın ABD de en çok satanlar listesinde bulunan Murad Metodu kitabındaki cilt bakımı formüllerini sizin için derledik. 

Dr. Murad a göre; sağlıkla parıldayan bir cilt için mutlu olmayı bilmek gerekiyor: Biri bana, “Günün iyi geçiyor mu?” diye sorduğunda “Elbette” derim, neden iyi bir gün geçirmek varken kötü bir gün geçireyim ki? Aynaya baktığınızda, gözlerinizin etrafındaki belirgin çizgilere, kaşlarınız arasında oluşmuş çizgiye, gıdınızdaki sarkmalara, hareli ve donuk cildinize, kahverengi lekelere ya da belirginleşmiş kırmızı damar hatlarına takılabilirsiniz. Sizin yüzünüze baktığımda muhtemelen ben de bu yaşlanma belirtilerini görebilirim. Ama ben aynı zamanda sizin kızgın ve saldırgan mı ya da mutlu ve cana yakın mı olduğunuzu da anlayabilirim. Bunlarla birlikte tespit edebileceğim daha birçok şey var. Mesela üzgün veya sakin biri misiniz? Hayattan sıkıldınız mı yoksa sımsıkı bağlı mısınız? Seviyor ve seviliyor musunuz? İçinize kapanık, mutsuz bir insan mısınız?

HAYATIN AYNASI ÇİZGİLER

Bir dermatolog olarak, cildinize baktığımda onu sağlıklı ve güzel bir hale getirmek için içeriden ve dışarıdan etkili bir program reçete edip, yılların izlerini yüzünüzden silebilirim. Ancak ben cildinizi ne kadar mükemmel ve genç bir hale getirsem de, hayatın ve sağlığın cildinizdeki değişimi etkileyecek başka etkenleri de vardır. Bu etkenler sizin duygusal, sosyal ve ruhsal hayatınızın birleşiminden meydana gelir. Cildinizin güzel olmasını, canlı ve mutlu görünmesini istiyorsanız, onu etkileyen her türlü faktörü hedef almanız gerekir. Sağlığın sadece bir unsurunu ele almanız yeterli değil, her yönden ilgilenmeniz gerekir. En iyi şekilde görünmek için kalbinizin en üst düzeyde çalışması gerektiğini düşünüyorum. Karaciğerinizin de işlevini yerine getirmesi önemli. Beyninizdeki her bir nöron doğru hedefe ateş ediyor olmalı. Bunun hayata karşı iyi bir duruşa sahip olmanıza, sevgi dolu ilişkilerinizin olmasına ve yaptığınız işe heyecanla bağlı olmanıza da faydası var.

STRES HASTALIK ÜRETİR

Cilt ve zihin arasında önemli bir bağlantı vardır. Uzun süreli farklı cilt problemleri yaşayan insanlar bilirler ki; akne, uçuk, egzama, rosecea (gülleme) ve sedef gibi hastalıklar, duygular ve stres ile bağlantılıdır. Sedef hastası olan beş binden fazla kişi üzerinde yapılan ankette alınan sonuçlara göre; üçte birinin hastalık döküntüleri stresli dönemlerde artış gösteriyor. Yapılan araştırmalarda bilim adamları endişe, stres, depresyon ve korkunun sağlığı etkileyebildiğini bulmuştur. Mesela diş eti rahatsızlıkları ile ilgili yapılan çalışmalar, finansal sorunlarla, stres ve gerginlikle başa çıkamayan kişilerde diş eti iltihabının ilerlediğini ve enflamasyonun (iltihap) bu durumlarda ikiye katlandığını gösteriyor. Benzer bir doku tipi olan cilt de; endişe, stres veya depresyona aynı tepkiyi veriyor olamaz mı? Yapılan çeşitli çalışmalar gösteriyor ki, günlük hayatta meydana gelen stres dolu olaylar akneli, kuru ve kaşıntılı ciltler ortaya çıkarıyor. Eğer olumsuz düşünce ve alışkanlıklar hastalıklara neden olabiliyor ise; olumlu yaklaşımlar, hayata bağlayan ilişkiler ve insanları mutlu eden, rahatlamalarını sağlayan terapi ve tedavilerin vücut fonksiyonlarını artırması gayet mantıklı görünüyor. Ben her zaman, hastalarımın kırışıklıkla savaşma ve anti-aging programlarına, stres azaltma yöntemleri eklemelerini öneririm. Bazı insanlar genel bir rahatlama masajı ile kendilerini tamamen iyi hissederken, diğerleri zayıf bir noktaya akupunktur uygulandığında iyi olur. Kendi rahatlama yönteminizi deneyerek bulmalısınız.

HAYATA BAĞLILIK

Duygusal ve ruhsal yaşamla ilgilenmenin; egzersiz yapmak, doğru vitaminleri almak ve cilt bakım programını uygulamak kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Diğer insanlarla sağlıklı ilişkilere sahip olmak, sizi mutlu eden şeylerle uğraşmak, rahatlayarak ve tazelenerek keyifli vakit geçirmek, sağlıklı bir hayat yaratmanıza yardımcı olur. Ben, insanları tutku ile bağlanacakları bir uğraş bulmak konusunda teşvik etmeye çalışıyorum. Bu entelektüel bir uğraş ya da işle ilgili bir hobi de olabilir ama gülleri koklamak, kuşları izlemek veya yürüyüşe çıkmak da bir o kadar keyif verebilir. Otobandaki trafik sıkışıklığı gibi kontrolünüz dışında gelişen günlük stresin üstesinden gelebilmek için her şeyi oluruna bırakmanız gerekir. Yolunuzu kesen bir sürücüye veya güveninizi sarsan bir arkadaşınıza sinirlenmek yerinde bir davranış olarak görünebilir ancak siniri ve kızgınlığı artırmak size yardımcı olmaz ve durumunuzu iyileştirmez.

Kaynak: Hekimce


Akıl Hastanesi Müşteri Hizmetleri :))

Yazan: admin Tarih: Oca 15th, 2009 | Kategori:: MİZAH

 

İyi günler,…

Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesini aradığınız için teşekkürler. For english please dial something else…

-Eğer takıntılarınız varsa, devamlı olarak 1′e basın………

-Eğer çok kişilikli iseniz, 2, 3 ve 4 e basın……..

-Eğer travma sonrası sinir bozukluğundan şikayetçiyseniz, 5′e basın ama çooook yaaavaaaaş ve diiikkaaaaatliiiiiiiceeeee……..

-Eğer ikilemlerden şikayetçiyseniz, 6′ya basın. Simdi 9′a basın, Simdi 6ya basın ve simdi 9′a basın….

-Eğer gaipten sesler duyuyorsanız, 7′ye basın, telefonunuz ana gemiye yönlendirilecektir……

-Eğer kısa süreli hafıza kaybından şikayetçiyseniz, 8 e basın, 8 e basın, 8 e basın, 8 e basın, 8 e basın, 8 e basın, 8 e basın, 8 e basın, 8 e basın…..

-Eğer şizofreni şikayetiniz varsa, dikkatlice dinleyin. Kısık bir ses size hangi numaraya basmanız gerektiğini söyleyecektir…..

-Eğer sinir bozukluğundan şikayetçiyseniz, müşteri temsilcisi cevap verene kadar diez tuşuna basarak oyalanın……

-Eğer Uyuşturucu ya da Alkol bağımlısıysanız, birinden sizin yerinize yıldız tuşuna basmasını rica edin…….

-Eğer depresyondan şikayetçiyseniz, tuşa basmaya zahmet etmeyin, size zaten kimse yardım edemez………

-Eğer Paranoyaksanız, hiçbir tuşa basmanıza gerek yok…  Kim olduğunuzu, ne istediğinizi ve size nasıl ulaşabileceğimizi biliyoruz…….

-Eğer Aşağılık kompleksiniz varsa, lütfen telefonu kapatın çünkü tüm operatörlerimiz su an meşgul ve hiçbiri size zaman ayıramaz……

 


O kadar akıllıysan, neden zengin değilsin?

Yazan: admin Tarih: Oca 15th, 2009 | Kategori:: KİŞİSEL GELİŞİM

 

IQ puanı yüksek kişilerin cebindeki parayla genelde, orta sınıf temsilcisi kaldıklarını biliyor muydunuz?

“Çok akıllıysan neden fakirsin?” klasik sorusuna yanıt arayan Rusya’daki Vedomosti gazetesi geçenlerde ilginç bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı.

Akıllı olmakla, varlıklı olma arasındaki genelde ters orantı daha eski Yunan kültüründe tartışma konusu oluyormuş. Bir seferinde Miletli filozof Thales, “Bize hep akıl veriyorsun, hâlbuki cebinde beş kuruş paran yok” eleştirisi üzerine ilginç bir yola başvurmuş. Ege bölgesinde zeytin rekoltesinin ertesi yıl verimli olacağını hesaplayarak tüm zeytinyağı sıkma preslerini önceden yok parasına kiralamış. Zeytin ağaçları o yıl gerçekten müthiş ürün verdiğinde presleri isteyene 10 misli fiyatla geri vererek aklın para kazanabileceğini kanıtlamış.

Şimdi insanın IQ derecesiyle zengin olma arasındaki bağlantının, filozof Thales örneği gösterilerek tarif edilmesi elbette mümkün değil. Günümüzde ünlü sosyolog Prof. Zagorsky değişik bir yola başvurarak belirli bir grup insanın IQ derecesiyle kredi kartlarını kullanma arasında bağlantı kurarak fenomene izahat getirmeye çalışmış.

Avrupa’daki IQ testlerinin yanı sıra, ABD’deki AFQT sonuçları da dikkate alınarak gruptaki kişilerin durumu incelemeye alınmış. Akıllıysan neden fakirsin sorusunun yanıtı kendiliğinden ortaya çıkmış.

IQ derecesi yüksek deneklerin tamamına yakını bankada yatan parasından daha fazla harcama yapıyormuş. IQ derecesi düşük kişiler ise genelde limitler çerçevesinde kalmayı tercih ediyormuş. Çıkan sonuca göre kişinin IQ derecesi yükseldikçe gereksinimleri de geometrik oranla artıyor. Akıllı ve bilgili kişinin aslında iyi para kazanmayı becerdiği, ancak hayattan beklentileri ve harcamaları da arttığı için kendisini mali açıdan orta sınıf olmaya mahkûm ediyormuş.

Araştırmanın haklı olduğunu kanıtlamak için tüm dünyadaki üniversitelerin otoparklarına bir göz atılması öneriliyor. Burada park etmiş araçların yüzde 80’inin yeni model olmayacağı söyleniyor. Yani IQ derecesi yüksek kişiler kazançlarının büyük bölümünü altındaki tekerlere değil, beynini kurcalayan başka işlere yönlendirmeyi tercih ediyor.

Unutmadan sosyolojik araştırmada IQ derecesi yüksek bilgili ve akıllı kişiyle, uyanık kişi olarak adlandırdığımız kategori arasında hiçbir bağlantı olmadığının altı da önemle çiziliyor.

Nerdun HACIOĞLU/ MOSKOVA

 


İnsanlar vardır..

Yazan: admin Tarih: Oca 13th, 2009 | Kategori:: KİŞİSEL GELİŞİM

 

İnsanlar vardır..

Üstü nilüferlerle kaplı, bulanık bir göl gibi ne kadar uğraşsanız görünmez dibi. Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı, içine daldığınızda ne kadar yanıltıcı.. Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz, sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz…

İnsanlar vardır..

Derin bir okyanus gibi ilk anda ürkütür, korkutur sizi derinliklerinde saklıdır gizi, daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız. Yanında kendinizi içi boş sanırsınız…


İnsanlar vardır..

Coşkun bir akarsu bent, engel tanımaz, akar durur su yaklaşmaya gelmez, alır sürükler, tutunacak yer göstermez. Beyaz köpükler ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz bu tip insanla bir ömür dolmaz…


İnsanlar vardır..

Sakin akan bir dere, insanı rahatlatır, huzur verir gönüllere, yanında olmak başlı başına bir mutluluk, sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk…


İnsanlar vardır..

Berrak pırıl pırıl bir deniz, boşa gitmez ne kadar güvenseniz, dibini görürsünüz, her şey meydanda korkmadan dalarsınız. Sizi sarar bir anda içi dışı birdir, çekinme ondan, her sözü içtendir her davranışı candan…


İnsanlar vardır..

Çeşit çeşit, tip tip her biri başka bir karaktere sahip, görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı, her şeyden önemlisi insan, insan olmalı

 

 


Herkes Gibisin..

Yazan: admin Tarih: Oca 13th, 2009 | Kategori:: ŞİİR

 

HERKES GİBİSİN…

Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Maziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin. 

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin

Nazım Hikmet

 


86400 Saniye

Yazan: admin Tarih: Oca 11th, 2009 | Kategori:: KİŞİSEL GELİŞİM

 

Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;
Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez.

Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır.

Geri dönüş yok, saniyelerini şu anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.
Mutluluk, sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini yap.

 

Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.
Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe,
Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.
Bir dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.
Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.
Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.


Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biriyle.
Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar, meçhullerle dolu.
Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır.
Bu hafta dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler, cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar. Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.
Arkadaşlık mesajını herkese gönder, cevap alırsan bütün hayatın için bir dostun bulunduğunu anlarsın.
Onlara ne kadar çok ihtiyacın olduğunu ve senin için ne kadar önemli olduklarını dikkatle denersen görürsün….
Ahmet Kabaklı

 


site ekle
Site Ekle
LinkBankasi.Net
Toplist