HOŞ GELDİNİZ

***
HAYAT;
ÖĞRENME, BİLME ve PAYLAŞMAKTIR.

***
İNSANLIĞA,YARATICI DÜŞÜNCE İLE BİR NEVİ SERVİS YAPMA VE PAYLAŞMA
SANATIDIR.
***

TÜRKİYE CANIM FEDA

'KADIN' kategorisi icin arsiv

Sosyal Zeka

Yazan: admin Tarih: Şub 13th, 2009 | Kategori:: KİŞİSEL GELİŞİM, çocuk

Bu dünyada kimler kariyerinde yükseliyor? Akıllı olanlar mı, bilgili olanlar mı, yoksa sosyal becerileri olanlar mı? Birçok anne-baba, çocukları okul birincisi olsun ya da sınavlarda birinci olsun, derece yapsın diye çırpınıp (para verip ders aldırıp/dershaneye gönderip) duruyor. Bu yolla alınacak sonuçların bir işe yarayıp yaramadığını bilmeden.
Sondan başlayarak söyleyeyim; sosyal beceriler; akıldan da, bilgiden de, sınav becerilerinden de daha önemli. Çünkü çok akıllı insanlar var. Sayısal zekâları diğerlerinden daha iyi; ama iletişim kurmayı bilmiyorlar. Selam vermeyi, hatır sormayı, empati kurmayı bilmiyorlar. Akıllarını diğer insanlara beğendiremiyorlar. Akıllıların yanında ineklikleri sayesinde çok bilgili olmuş tipler de var. Bu tiplerin de içinden birçoğu sosyal becerilere sahip değil. Ailesiyle ilişkileri kalitesiz; arkadaşlarıyla da ilişkileri vasat (olumsuz vurgusuyla sıradan).

Akıllılar ve bilgililer, (bazen iki özelliğin bir arada olduğu tipler de vardır) iş hayatında öne çıkamıyorlar. Onların zekâları ve bilgileri, eğer profesyonel çalışıyorlarsa üstleri tarafından anlaşılmıyor. Çünkü kendilerini doğru şekilde ifade edemiyorlar. Dost edinemiyorlar. İlişkide yanlış anlıyor ya da yanlış anlaşılıyorlar. Bir problem olduğunda dozunda bir tepki veremiyorlar. Çok sertler ya da çok yumuşaklar. Doğru yerde susmasını bilmedikleri gibi, doğru yerde çıkışmayı da bilmiyorlar. Dinleme kabiliyetleri düşük. Birçoğu hediyeleşmeyi de bilmiyor. Bayramda seyranda, seyahat dönüşlerinde ya da doğum günlerinde hediye almayı, vermeyi öğrenmemişler. Gelen hediyeyi beğenmezlerse, “Beğenmedim!” ya da “Niye aldın? Parayı sokağa atıyorsun.” gibi mükemmel ifadelerle karşılıyorlar.

Çocuklarımızın akıllı ya da bilgili olması için 80 değişik yol arıyoruz. Bin tane kurs bakıyoruz. Ama çocuğun sosyal becerilerini geliştirecek etkinlikler ya da kurslar lüks oluyor. Ne var ki, profesyonel yaşamda orta kademe ve üst düzey yöneticilerin vazgeçilmez nitelikleri sosyal beceriler. Akıllı ve bilgili olmak, sosyal beceriler olmadan insanın yükselmesine fırsat vermez. Tek başına sosyal beceri, birçok insanı kariyerinde ya da iş dünyasında daha iyi yerlere götürür. Çünkü insanlar, ilişki ağları şeklinde yaşıyorlar. Bu ilişki ağlarında ise en çok işe yarayan şey, sosyal beceriler. Akıl ve bilgi ile birleştiğinde sosyal beceri, başarıyı roketliyor. Sosyal beceri, akıl ve bilginin pazarlama aracıdır. Dünyada nice süper ürün var; iyi pazarlanamadığı için depoda bekler. Buna karşılık pazarlama sistemi gelişmiş şirketler, kendileri hiçbir ürün üretmediği halde dünyanın en büyük kuruluşları olmuş. Sosyal becerileri yüksek insanlar, kendileri çok akıllı ya da bilgili olmasalar da, akıllı ve bilgili insanları bir araya getirebiliyor; organize edebiliyor; onların ürünlerini satabiliyor. O zaman bu insanlar çok zeki diyebilirsiniz. Evet zekiler; ama zekâları sayısal değil, sosyal. ‘Sosyal zekâ’ya sahipler.

İlk, orta ve yükseköğretimde ıskaladığımız şey, sosyal beceriler ve sosyal zekâyı geliştirmektir. Öğrenciler, selam vermeyi, dost edinmeyi, bir sosyal ağ kurmayı bilmiyorlar. Hanımefendi ve beyefendi olmaktan oldukça uzaklar ve hem kendi ilişkilerinde hem de kendilerinden yaşça büyüklerle ilişkilerde bunun ne kadar işe yaradığını bilmiyorlar.

Bundan kötü daha ne olabilir diye sorarsanız; bundan daha kötüsü; akıl, bilgi ve sosyal becerinin olmadığı durumdur. Ne var ki, toplumumuzda en bol olan şey de bu üçünün kıtlığıdır.

Yazar: Melih ARAT

 


Güzelliğin formülü yaşantınızda gizli….

Yazan: admin Tarih: Oca 17th, 2009 | Kategori:: Güzellik, KADIN

En etkili ilaçları kullanabilir, güzellik reçetelerini hiç aksatmadan uygulayabilirsiniz. Ancak hayatın yüzünüze kattığı ifadeyi hiçbir krem silemez. Mutlu bir beraberlik, sevgi dolu bir yaşam süren kadının yüzündeki ışıltıyı ne bir dermatolog ne de bir estetik cerrah yaratabilir. Yani aslında güzelliğin formülü yaşantınızda gizli….

Yıldızların doktoru Howard Murad ın ABD de en çok satanlar listesinde bulunan Murad Metodu kitabındaki cilt bakımı formüllerini sizin için derledik. 

Dr. Murad a göre; sağlıkla parıldayan bir cilt için mutlu olmayı bilmek gerekiyor: Biri bana, “Günün iyi geçiyor mu?” diye sorduğunda “Elbette” derim, neden iyi bir gün geçirmek varken kötü bir gün geçireyim ki? Aynaya baktığınızda, gözlerinizin etrafındaki belirgin çizgilere, kaşlarınız arasında oluşmuş çizgiye, gıdınızdaki sarkmalara, hareli ve donuk cildinize, kahverengi lekelere ya da belirginleşmiş kırmızı damar hatlarına takılabilirsiniz. Sizin yüzünüze baktığımda muhtemelen ben de bu yaşlanma belirtilerini görebilirim. Ama ben aynı zamanda sizin kızgın ve saldırgan mı ya da mutlu ve cana yakın mı olduğunuzu da anlayabilirim. Bunlarla birlikte tespit edebileceğim daha birçok şey var. Mesela üzgün veya sakin biri misiniz? Hayattan sıkıldınız mı yoksa sımsıkı bağlı mısınız? Seviyor ve seviliyor musunuz? İçinize kapanık, mutsuz bir insan mısınız?

HAYATIN AYNASI ÇİZGİLER

Bir dermatolog olarak, cildinize baktığımda onu sağlıklı ve güzel bir hale getirmek için içeriden ve dışarıdan etkili bir program reçete edip, yılların izlerini yüzünüzden silebilirim. Ancak ben cildinizi ne kadar mükemmel ve genç bir hale getirsem de, hayatın ve sağlığın cildinizdeki değişimi etkileyecek başka etkenleri de vardır. Bu etkenler sizin duygusal, sosyal ve ruhsal hayatınızın birleşiminden meydana gelir. Cildinizin güzel olmasını, canlı ve mutlu görünmesini istiyorsanız, onu etkileyen her türlü faktörü hedef almanız gerekir. Sağlığın sadece bir unsurunu ele almanız yeterli değil, her yönden ilgilenmeniz gerekir. En iyi şekilde görünmek için kalbinizin en üst düzeyde çalışması gerektiğini düşünüyorum. Karaciğerinizin de işlevini yerine getirmesi önemli. Beyninizdeki her bir nöron doğru hedefe ateş ediyor olmalı. Bunun hayata karşı iyi bir duruşa sahip olmanıza, sevgi dolu ilişkilerinizin olmasına ve yaptığınız işe heyecanla bağlı olmanıza da faydası var.

STRES HASTALIK ÜRETİR

Cilt ve zihin arasında önemli bir bağlantı vardır. Uzun süreli farklı cilt problemleri yaşayan insanlar bilirler ki; akne, uçuk, egzama, rosecea (gülleme) ve sedef gibi hastalıklar, duygular ve stres ile bağlantılıdır. Sedef hastası olan beş binden fazla kişi üzerinde yapılan ankette alınan sonuçlara göre; üçte birinin hastalık döküntüleri stresli dönemlerde artış gösteriyor. Yapılan araştırmalarda bilim adamları endişe, stres, depresyon ve korkunun sağlığı etkileyebildiğini bulmuştur. Mesela diş eti rahatsızlıkları ile ilgili yapılan çalışmalar, finansal sorunlarla, stres ve gerginlikle başa çıkamayan kişilerde diş eti iltihabının ilerlediğini ve enflamasyonun (iltihap) bu durumlarda ikiye katlandığını gösteriyor. Benzer bir doku tipi olan cilt de; endişe, stres veya depresyona aynı tepkiyi veriyor olamaz mı? Yapılan çeşitli çalışmalar gösteriyor ki, günlük hayatta meydana gelen stres dolu olaylar akneli, kuru ve kaşıntılı ciltler ortaya çıkarıyor. Eğer olumsuz düşünce ve alışkanlıklar hastalıklara neden olabiliyor ise; olumlu yaklaşımlar, hayata bağlayan ilişkiler ve insanları mutlu eden, rahatlamalarını sağlayan terapi ve tedavilerin vücut fonksiyonlarını artırması gayet mantıklı görünüyor. Ben her zaman, hastalarımın kırışıklıkla savaşma ve anti-aging programlarına, stres azaltma yöntemleri eklemelerini öneririm. Bazı insanlar genel bir rahatlama masajı ile kendilerini tamamen iyi hissederken, diğerleri zayıf bir noktaya akupunktur uygulandığında iyi olur. Kendi rahatlama yönteminizi deneyerek bulmalısınız.

HAYATA BAĞLILIK

Duygusal ve ruhsal yaşamla ilgilenmenin; egzersiz yapmak, doğru vitaminleri almak ve cilt bakım programını uygulamak kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Diğer insanlarla sağlıklı ilişkilere sahip olmak, sizi mutlu eden şeylerle uğraşmak, rahatlayarak ve tazelenerek keyifli vakit geçirmek, sağlıklı bir hayat yaratmanıza yardımcı olur. Ben, insanları tutku ile bağlanacakları bir uğraş bulmak konusunda teşvik etmeye çalışıyorum. Bu entelektüel bir uğraş ya da işle ilgili bir hobi de olabilir ama gülleri koklamak, kuşları izlemek veya yürüyüşe çıkmak da bir o kadar keyif verebilir. Otobandaki trafik sıkışıklığı gibi kontrolünüz dışında gelişen günlük stresin üstesinden gelebilmek için her şeyi oluruna bırakmanız gerekir. Yolunuzu kesen bir sürücüye veya güveninizi sarsan bir arkadaşınıza sinirlenmek yerinde bir davranış olarak görünebilir ancak siniri ve kızgınlığı artırmak size yardımcı olmaz ve durumunuzu iyileştirmez.

Kaynak: Hekimce


Resimleri çocuğunuzu yansıtıyor

Yazan: admin Tarih: Oca 11th, 2009 | Kategori:: KADIN, çocuk

Çocuğunuzun yaptığı resme bir kez daha bakın!..

Çocukların çizdiği resimler ve kullanılan renkler ruh halini yansıtıyor.

Çok küçük yaşlarda başlar çocuğun kâğıda kaleme olan ilgisi. İçindekileri doğru güzel çiziyorum endişesi taşımadan kâğıda resmederler. İçindekileri diyoruz çünkü Tolga Akalın tarafından yapılan araştırma bunu gösteriyor. Çocuklar resim yaparken sözel olarak ifade edemediklerini kâğıda yansıtıyorlar. Yani çocuğunuzun yaptığı resimler onları en iyi anlatan araç.

Erzurum- Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yusuf Baytekin Balcı, çocukların yaptıkları resimlerin bilinçaltını gözler önüne serdiğini bu nedenle de çok iyi tahlil edilmesi gerektiğini söyledi.

”Resim çocuğu en iyi tanıtan ve anlatan araçtır” diyen Balcı, çocuğun, ‘’sanat yapıyorum” düşüncesi içerisinde olmadan tamamen kendisini anlatmak için resim yaptığına işaret ederek, şunları söyledi: ”Çocuk sözel olarak ifade edemediklerini resim aracılığıyla ifade eder. Resimlerinde samimi itiraflarda bulunan çocuk, görsel gerçeklik dönemi, yani 9 yaşına kadar gördüklerinin değil, bildiklerin resimlerini yapar. Ne biliyorsa onu rahatlıkla resmine yansıtır. ‘Doğru ve güzel çiziyorum’ endişeleri yoktur. Çocuk ruhbilimcileri de çocuk resimlerinden yararlanırlar. Çocukla ilgilenen bütün eğitimcilerin, anne ve babalarının çocuk resimleriyle ilgili bilgi sahibi olmaları gerekir.”

 Yapılan araştırma

Balcı, Tolga Akalın tarafından yapılan ve danışmanlığını üstlendiği ”İlköğretim 2. sınıf öğrencilerinin yaptıkları resimlerde aile içi yaşantılarının resimlerine yansıması” konulu yüksek lisans tezinde, ilköğretim 2. sınıfta okuyan 8-9 yaş aralığındaki 30 öğrenciyi kapsayan araştırmayla, çocukların yaptıkları resimlerin önemini bir kere daha ortaya koyduklarını söyledi.

Çocukların, belli bir yaşa erişinceye kadar kendilerini sözle ifade etmede yeterli güce erişemediklerini, bu durumun yetişkinler tarafından ‘içedönüklük’ olarak değerlendirildiğini anlatan Balcı, şöyle devam etti: ”Aslında bu durum karşısında öğrencilere en yakın olan sınıf öğretmenleri veya resim öğretmenleri farklı bir yöntemle çocukların kendilerini ifade etmelerini ve içinde bulundukları ruhsal durumu dışa vurmalarını sağlamalıdır. Bu aşamada sessiz ama çok derinlere inebilen resim yöntemi uygulamaya sokulmalıdır. Çocuğun iç dünyasını dışa vurmada, duygu ve düşüncelerini ifade etmede, yalın bir ifade aracı olan resmin rolü çok önemlidir.”

Çocukları incitmeden, eğer varsa yaşadıkları sorunların kaynağına yaptıkları resimlerle inilebildiğini vurgulayan Balcı, şunları kaydetti: ”Eğitimciler bu süreç içinde, var olan sorunlara ulaşıp daha sonra oluşabilecek büyük sorunların önüne geçilmesini sağlayabilecektir. Eğitimcinin aileyi uyarması ve gerekli makamları harekete geçirmesi, aileyi bu konuda daha duyarlı olmaya itecektir. Çocuğun yanında yapılan tartışmalar veya daha büyük kavgaların ‘o daha bir çocuk anlamaz’ düşüncesi, çocuğun yaptığı resimlerle çürütülmüştür. Çocuğun yaşadığı tüm aile içi sorunların, resimlere yansıdığı bilinmektedir. Öğrencilerin resimlerinde iç dünyalarını renk, biçim veya şekillerle dışa vurduğu görülmüştür. Çocukların resimleri bir tanı belgesidir.”

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ali Boğa, çocukların resim yaparken kullandıkları renkler ve şekillerin ruh hallerini yansıttığını söyledi. Boğa, özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların resim yaparken renkleri ve şekilleri bilinçli olarak kullanmadıklarını, yaptıkları resimlerin çoğu zaman dış dünyadan çok iç dünyalarını yansıttığını vurguladı.

“Bu dönemde çocuklar kırmızı olan bir eşyayı sarı olarak boyayabildiği gibi örneğin bir kediyi çok farklı çizerek onun kedi olduğunu söyleyebilir” diyen Boğa, bu dönemde ebeveynlerin ve eğitimcilerin kesinlikle çocuğa müdahale etmemeleri gerektiğini, müdahalenin çocuğunun yaratıcılığını engelleyeceğini belirtti.

ÇOCUK SEVDİĞİNİ BÜYÜK ÇİZER

Doç. Dr. Ali Boğa, şunları söyledi: “Çocuklar resimlerinde duygularını renk ve şekiller yardımıyla yansıtırlar. Sevmedikleri kişileri küçük, sevdikleri kişileri ise büyük ve güzel çizerler.”


BEBEĞİMİ NASIL MUTLU EDERİM ?

Yazan: admin Tarih: Ara 30th, 2008 | Kategori:: KADIN, çocuk

Bebeğinizin sizin için çok değerli olduğu şüphesiz bir gerçek. Peki ya en değerli varlığınızı mutlu etmenin yollarını biliyor musunuz?

1-) Bebeğinizle birlikte oyun oynamak onun için en büyük mutluluktur. Onunla içinizden geldiği gibi oyun oynayabilirsiniz. Bu hem sizi hem de onu son derece mutlu eder. Onu günlük yaşamınızın içine katabilir, birlikte alışverişe çıkabilir, pusetiyle gezdirebilirsiniz. Sizin rahat ve sakin olmanız bebeğinize de yansır. Yumuşak, parlak renkli oyuncaklar onların mutlu olmalarını sağlar.

2-) Banyo saatleri bebekler için rahatlatıcı ve eğlenceli olabilir. Ancak bazı bebekler banyodan korktukları için sorun çıkarabilir. Oysa uzmanlar bunun anneden kaynaklanabileceği görüşünde. Anne bebeğini yıkamaktan korkuyor olabilir, sinirli hali bebeğe yansıyabilir. Olaya sakin yaklaşırsanız hem bebeğiniz hem de siz banyo saatlerinden keyif alabilirsiniz.

3-) Uyku bebeğin beslenmekten sonra ikinci önemli ihtiyacıdır. Uykusu gelen bir bebek huzursuzluğuyla bunu belli eder. Yorulup uykusu gelen bebeğinizi hemen uyutmaya çalışmak en iyisidir. Büyüdükçe yanına sevdiği bir oyuncağını alıp yatmaktan hoşlanan bebeğiniz, oyuncağını alıp yanınıza geldiyse uyumak istiyor olabilir. Mesajı doğru alırsanız onu mutlu edersiniz.

 4-) Anneler bebeklerinin sevdikleri yiyecekleri bilirler. Zaten bebekler sevdikleri gıdaları kabul edip sevmediklerini reddeder. Yemek konusunda onu zorlamaz, onunla işbirliği yaparsanız yemek saatleri “mutlu saatler” e dönüşür.

5-) Bebeğiniz ilk aylardan itibaren sizin ilginize muhtaçtır. Birlikte geçirdiğiniz dakikalarda ona söyleyeceğiniz sevgi dolu cümlelere cevap veremese bile bu diyalog onu mutlu eder. Onunla konuşurken ara verip size kendince cevap vermesini bekleyin. Bir bakışla, bir gülücükle mutlaka size cevap verecektir.

6-) Minik bebekler dili ve işitme duyuları sayesinde müziğe ve müzik yapmaya yatkındır. Eğer ruh hali uygunsa ona şarkı mırıldanmak onun çok hoşuna gidecektir. Banyo saatlerinde ya da altını temizlerken ona şarkı söylemeniz bebeğinizi çok keyiflendirir.

7-) Bebeğiniz büyüdükçe evi ve etrafı keşfetmek isteyecektir. Ancak bu keşifler sırasında engellenmek onu mutsuz eder. Evde alacağınız bazı önlemlerle onu güvenli ve mutlu bir şekilde etrafı tanımasına yardımcı olabilirsiniz.

8 -) İlk yaşından sonra bebeğiniz sosyalleşmeye başlar. Ancak yeni arkadaşlar konusunda ona baskı yapmamalısınız. Herkesle iyi arkadaş olmak zorunda değildir ve bu onun içine kapanık olduğunu göstermez. Siz nasıl herkesle samimi değilseniz bebeğinizde kendine yakın bulduğu bir ya da iki çocukla arkadaşlık edebilir.

9-) Bebeklerin yaptığı aktiviteler aylarına göre değişir. Üç aylık bebeğin yapacağı aktivite bir yaşındaki çocuğunkinden farklı olur. Bebeğinizi başka bebeklerle kıyaslamayın. Onun en sevdiği oyunları seçerek ona yardımcı olabilirsiniz. Bebekler sevdikleri oyunlardan büyük keyif alır.

 10-) Bebeğinizin mutlu ve huzurlu olması biraz da anne babanın mutluluğuna bağlıdır. Sürekli gergin ve stresli ortamda bebekler de huzursuz olur. Gergin ve sinirliyseniz bunu üzerinizden atın, sakinleşmeye çalışın. Arada bir kendinize de vakit ayırın. Bol bol gülün ve pozitif düşünmeye çalışın. Rahatlamış anne baba, rahatlamış çocuk demektir.   


EVLİLER OKUYUN… BEKARLAR DERS ALIN… ))

Yazan: admin Tarih: Ara 30th, 2008 | Kategori:: AŞK & SEVGİ, KADIN

 (Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş…)
 
  Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da… Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan… Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi…
Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘hot’ dediğinde oturmalı kadın… Ya da yumuşatıyorlar;
-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı…
Eğitimde de böyle… Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layığı…
EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne ‘hot’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü…
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,
-’Ooo Can bey kapmışınız çıtırı’ esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik taşladı, ne ben ona ezik baktım… Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran…
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sene.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o ‘haklısın bitanem…’ dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda ‘ama bi de böyle düşün’ de dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta…
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama…
Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’… Ve güvenin ardına saklanmış bir ’saygı’ vardı daima…
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık…
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında…
Gece yarısı kapı açıldı eşim;
-’Ne yapıyorsun burada?’ diye sordu kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bi sesle… Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’ dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim’ dedi…
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek…
Ve bence doğrusu da bu…
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç.
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize…
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktık o listede…
Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan…
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence…
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de bizim sözlerimizle…
Sadece gönlünüzden geçtiğince…
Dediği gibi Ataol Behramoğlu’nun;
‘…Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…

CAN DÜNDAR

 ” Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir. Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.
Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku uyumayı başarır… ”


Saç bakımı için doğal yöntemler

Yazan: admin Tarih: Ara 28th, 2008 | Kategori:: Güzellik, KADIN

 

Hepiniz uzun ve sağlıklı bir saça sahip olmak için onu sürekli kestirmeniz gerektiğini duyarsınız. Aslında sürekli saçınızı kestirmek sadece onun daha kısa olmasını sağlar. Sağlıklı olması ile hiçbir ilgisi yoktur. Saç uzunluğu kafanızın şekli ve genişliği ile orantılıdır ve yeni teknolojilerle bile bunu değiştirmenize olanak yoktur. Sağlıklı ya da sağlıksız saç yoktur. Saçımız aslında ölüdür. Ölü olmasaydı kesildiğinde canımız yanmaz mıydı? Eğer saçlarınızın ucu kırılmamışsa ya da boyama yüzünden hasar görmemişse onu sürekli kestirip sağlıklı ve uzun yapmaya çalışmak yanlış bir şey. Sadece stil değişikliği düşünenler için sık saç kestirilmesi önerilebilir.

Saçınızın sağlıklı olması için yapabilecekleriniz:

- Günlük olarak pahalı olmayan bir Vitamin (One-A-Day) alın.

- Saçınızı fazla taramayın. Sadece gerektiğinde şekil vermek için tarayın.

- Kaliteli bir tarak ya da fırça kullanın. Keskin metal ya da plastik uçlar saçlarınızın uçlarının kırılmasına neden olur.
- Kaliteli saç ürünleri kullanın. Çoğu alışveriş merkezlerinde satılan şampuan ve saç ürünleri aslında birçok kötü kimyasal maddeyi içlerinde bulunduruyor. Mesela ‘ammonium laurel sulfate’ , ya da silikon içeren ürünler saçınızı kurutarak daha kolay kırılmasına neden olabiliyor. İçlerinde birçok koruyucu madde bulunduğunu iddia eden bu ürünler saçınız için aslında en büyük tehlikeyi oluşturuyor.

 - Saçınızı sıkı bantlarla toplamayın. Bırakın rahat kalsın. Bu tür toplama şekilleri de kırılmalara neden oluyor.

Sıcak yağ tedavisi
Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.

Hintyağı tedavisi
Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.

Zeytinyağı ve bal tedavisi
Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.

Protein tedavisi
Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.

Kakao yağı tedavisi
Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.


Bekarlık iyidir!…

Yazan: admin Tarih: Ara 26th, 2008 | Kategori:: KADIN

 

“Bekarlık sultanlıktır” sözü, eskiden sadece erkekler için söylenirdi. Günümüzde ise evlenmek istemeyen kadınların sayısı çoğalmaya başladı. Bu artış sebepsiz olmamalı

GÜNÜMÜZDE erkeklerden çok kadınlar bekar kalmaya hevesleniyor. Kadın nüfusunun erkek nüfusundan fazla olması ise, eş bulmayı güçleştiriyor. Günümüzün çalışan kadınları için evlilik yaşamsal bir önem taşımıyor. İşte size bekarlığın, kadınlar için ne gibi yararları olduğunu anlatıyoruz. Yani bekar kalanlar üzülmesinler:

* Tatil dönemlerinde, evin eksikleriyle uğraşmak yerine arkadaşlarınızla geziye çıkabilirsiniz .

* Televizyonun uzaktan kumanda aleti hep sizin elinizde olur. Futbol maçı izlemek zorunda kalmazsınız.

* Evinizde canınızın istediğini yapabilirsiniz. Düzenli yaşamanız gerekmez.

* Arkadaşlarınızla dilediğiniz gibi telefon sohbeti yapabilirsiniz. Saatlerce konuşmanızda bir sakınca olmaz.

* Haftasonlarını dilediğiniz gibi geçirebilirsiniz. İsterseniz, gün boyu yataktan çıkmayarak, tembelliğin tadına varırsınız.

* Kazandığınız parayı dilediğiniz gibi harcayabilirsiniz. Hiç kimse size tutumlu olmanızı öğütlemez ve sizi para biriktirmeye zorlamaz.

* Evinizde dilediğiniz dekorasyon değişikliğini yapabilirsiniz. Kimse size karşı çıkmaz.

* Çevrenizde her zaman bir hayran grubu oluşur. Bekar olmanız, erkeklerin ilgisini çekmenizi sağlar. Kısmetiniz hep açık olur.

* Evli arkadaşlarınızdan çok daha fazla davet alırsınız. Evlilerin eğlenmeye fazla zaman ayıramayacakları düşünülür.

* Her yerde dilediğiniz gibi davranabilirsiniz. Başkalarının kurallarına uymak zorunda olmazsınız. Üstelik sizi garip davranışlarınızdan dolayı ikaz edecek kimse de olmaz.

* Her akşam iş dönüşü kan ter içinde mutfağa girmek zorunda kalmazsınız. Canınız istiyorsa yemek yapar, istemiyorsa da yapmazsınız.

* Hiç tanımadığınız kişileri annenizle babanızın yerine koyup, onlara saygı göstermek zorunda değilsiniz. Kayınvalide sorununuzun olmaması sizi rahatlatmalı.

* Her hafta alışveriş listesini alıp, markete koşturmak zorunda kalmazsınız.


Erkekleri Anlama Kılavuzu… :))

Yazan: admin Tarih: Ara 26th, 2008 | Kategori:: AŞK & SEVGİ, KADIN, MİZAH

 

* Pembe dizilerdeki sahte aşk nağmelerini bizden duymaya çabalamayın çünkü onlar gerçekten rol yapıyor ve kabak bizim başımıza patlıyor.

* Bir SMS gönderdiğiniz zaman ilk 10 saniyede cevap gelmeyince ikinci SMS’te ‘Orda mısın???’ diye sormayın. Kesinlikle oradayızdır..!

* Mağazada gelinliklere bakıp ‘Aaaa ne güzeeel’ dediğinizde onun bizim için bir anlamı yoktur. Bizi duygusuzlukla suçlamayın. Gelinlik sadece kızların hayalidir erkeklerin değil!!!

* Saçlarınızı boyattığınızda bunu fark edemezsek anlayın ki yakışmamıştır ve bu bizim suçumuz değildir.

* Çoğu erkek ısrardan ve bir şeyi ikinci kez duymaktan nefret eder; mutlaka ilk söylediğinizi anlamışızdır ama işimize gelmiyordur, lütfen bize geri zekâlı muamelesi yapmayın.

* Alışveriş yapmak hiç zevkli değildir ve asla zevkli olmayacaktır.

* ‘Beni seviyor musun?’ diye sormayın. Emin olun ki sevmiyor olsak yanınızda bir saniye bile durmayız…

* Bizden sizinle aynı üzüntüyü yaşamamızı ve size tuvalete kadar eşlik etmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın görevidir.

* Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.

* Biz erkekler gerçekten basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında sadece acıkmışızdır ve sadece ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan ‘ekmek niçin masada değil’ diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın zira tüm erkekler edebiyatçı değildir…

* Eğer farkında olmadan 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle diğer anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın…

* Biz farklı anlamlar taşıyan dolaylı, mecazlı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin ve bizi yormayın…

* Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız ki büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.

* En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: ‘En kolayını seç’. Bizden karışık şeyler beklemeyin.

* Erkekler genelde sadece ana renkleri görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir bizim için. Sarımsı Yeşil, Açık Yeşil Likör yeşili, Çimen Yeşili, Kireç Yeşili, Yay Yeşili, Orta Deniz Yeşili Yukarıda saydıklarınız vallahi hepsi yeşil işte..! Lütfen bizi zorlamayın..?

* Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını bilmiyoruzdur lütfen sormayınız ayrıca uyum diye bir şey yoktur ve sırf uyum için giyeceğiniz şeyleri 1 hafta önceden tasarlamanız tamamen sizin takıntınızdır. Mavi kotun üstüne her renk ve desen bluz giyilebilir.

* Kırmızı tokanız var ve sırf bu tokaya uyum sağlaması için lütfen kırmızı takım elbise almaya bize mağazaları dolaştırmayınız..!

* Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol yemek ve mutfak gerçekliğinin icrasıdır…

* Bizi anlamaya çalışın; ancak bizi anlama işini lütfen fazla abartmayın çünkü çok kolay anlaşılır erkekler.

* Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin. Temiz bir evden ziyade bakımlı görünen bir kadınla bir evi paylaşmak daha anlamlıdır…

* Ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına yorgunum diyorsanız bu bizi bozar… Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafından da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz… Yapılmamalı da. Bizi zorlamayın…!

* Aylarca süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, mutlaka bir doktora gidin.

* Size ‘neyiniz var’ diye sorduğumuzda, ‘hiç bir şeyim yok!!!’ derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin…

* Canım sıkılıyor hiç dışarı çıkmıyoruz hep evdeyiz farkında mısın diye sormayın farkındayızdır. Sadece nereye gitmek istediğinizi söyleyin bizi yormayın…

* 30 civarında ayakkabınız ve dolaplar dolusu elbiseniz varken bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.


ALDATILDIĞINI HİSSETMEK (GERÇEK BİR OLAY )

Yazan: admin Tarih: Ara 9th, 2008 | Kategori:: AŞK & SEVGİ, KADIN

Bir adam anlatıyor ve bir avukat dinliyor:
- Karımı 1998′in sonbaharında kaybettim… Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik. Karım , her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, “Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri” derdi.. Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı. 97′in bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece “Biliyorum” dedi.

İzmir’e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine… Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim. A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım “Arkasına bak” yazmaya filan niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı. 1997′deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden şu sözler çıktı: “14 Mart1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı /Söylemene gerek yok, biliyorum…” 2002′deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. İçim acıyor şimdi. Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor.. Sadece paylaşmak istedim. Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et.

Çünkü; aşk sessiz, sevgi dilsizdir…


İdeal eş var mı?

Yazan: admin Tarih: Ara 1st, 2008 | Kategori:: AŞK & SEVGİ, KADIN

İdeal eşinizi nasıl bulacaksınız? Eşinizin ya da hayatınızdaki yakışıklının sizin için ideal olduğunu nereden bileceksiniz?

İnsanın kendi çabalarıyla ideal eşini bulması olanaklı mı, yoksa bu durum öylesine kendiliğinden mi oluşuveriyor? Aslında sizin de kolayca tahmin edeceğiniz gibi ideal evliliklere nadiren rastlanıyor. Buna karşın evlilik kararını veren herkes, bunun kendisine yeryüzündeki en büyük mutluluğu getireceğine inanıyor. İnsanlar umutlarını bu tek maceraya bağlıyor ve nadiren ruhlarının arzu ettiğini elde ediyorlar. Evliliklerin çoğu, karşılıklı hoşgörüden başka bir şeye dayanmıyor. Çoğu çift yalnızca toplumun baskısı nedeniyle bir arada olmayı sürdürüyor. Bunlar birbirlerine karşılıklı uyum ilkesinden daha yüce bir bağla bağlanmış değiller.

Evliliklerde tutkunun ateşinin, fiziksel güzelliğin çekiciliğinin azalması veya yitirilmesiyle birlikte sönmesinden sonra, çoğu erkek ve kadının bekleyebileceği en iyi şey, geriye iyi bir arkadaşlığın kalması oluyor. Böylesi arkadaşlık dünyanın en soylu ve güzel birlikteliklerinden olmasına karşın, bu durumu paylaştığınız insan, ideal eşiniz demek değil. Ezoterik bilimlerle uğraşanlar bunun için ideal eşini bulmuş olanları “eşruhlar” olarak adlandırıyor; bu birliğin evlilikteki sevgiden çok daha büyük boyutlara ulaştığını söylüyorlar.

Bilinçaltı gerçek eşini talep ediyor

Evlilikteki sevginin yakın ve yaşam boyu süren bağı, karşılıklı binlerce gereksinim, şefkat duyguları, anılar ve arkadaşlıktan doğan duygudaşlık temeline dayanıyor. Oysa eşruhların birbirlerine duydukları aşk, herhangi bir oluşuma bağlı değil. Bu aşk, tam olgun olarak doğuyor ve diğer tüm bağları aşıyor. Araştırmaları sırasında bu deneyimi yaşamış pek çok insanla tanışmış olan Dion Fortune bu bağı şöyle tanımlıyor: “Bu o denli kuvvetli bir bağ ki, yeni bir oluşum olarak kabul edilemez. Bu daha çok geçmiş yaşamlarda gelişen bir tutkunun reenkarnasyonudur. Bilinçli zihin her ne kadar bunun farkında olmasa da bilinçaltı bunu anımsar ve eşini talep eder.”

Peki diyelim ki, birlikte olduğunuz insana aşıksınız, onunla uyum içindesiniz; aranızdaki hiçbir tarz farkının sizin için önemi yok. Her an birbirinizi düşünüyor ve arzuluyorsunuz. Acaba o sizin eşruhunuz mu? Değilse aradaki farkı nasıl anlayacaksınız? Dion Fortune, çoğu kez sıradan tutku ya da ani duygusal çekiciliklerin, kolayca abartılarak olduğundan daha yüksek bir düzeydeymiş gibi algılanabildiğini söylüyor. Ruhsal evrimin alt süreçlerinde olan bireyler, ani ve denetlenemez tutkulara fazla eğilimli oluyorlar. Herhangi biriyle sürekli ve uyumlu bir beraberlik sürdüremeyecek kadar benmerkezci, kendi sınırlamaları ve tensel zevklerine bağımlı olan bu insanların eşruhlarını bulma yolunda kat edecekleri çok fazla aşama var. Eğer onlardan biriyle birlikteyseniz ve ideal eşinizi arıyorsanız, onunla hemen “belki başka zaman” diyerek vedalaşın. Çünkü bu tiplerin arzuları karşılığında verebilecekleri pek az şeyleri oluyor ve bunları yönlendirmeyi üstlenen biri çok geçmeden karşılığını alamadığı bu ilişkiden bıkıyor.

Ezoterik felsefeye göre insanların çoğu kendileriyle aynı “ışın düzeyinde” olan herkesle mükemmel ve tatmin edici bir birliktelik yaşama gücüne sahip. Kendi ışın düzeyimizde olan herhangi biriyle karşılaştığımızda da temel bir uyum duygusu oluşuyor. Çünkü ruhsal evrim sürecinin aldığı yol ve spiritüel nitelikler, bunlar ister gelişmiş, isterse ilkel düzeyde olsunlar, temelde aynı içeriğe sahipler. Ancak spiritüel eşleşme, yalnızca aynı ışın renginde olanlar arasında gerçekleşebiliyor. Dion Fortune, “Gelişim sürecinin farklı yönlerde oluştuğu bireylerde bu bağın güçlenmesini beklemek yararsızdır. Bir insan yaşamını askerlik mesleğine adamışsa, yaşamını ülkeler arasında barışın sağlanmasına adayan eşiyle yan yana yürümesi mümkün olmayacaktır” diyor.


site ekle
Site Ekle
LinkBankasi.Net
Toplist